Malum Tabletler...

Abimizin teorisi...

  • Doğru.

  • Yanlış .


Sonuçlar yalnızca oylamadan sonra görülebilir.

Apotheous

Kara Büyücü
12 Ocak 2020
432
1,146
93
Zecharia Sitchin
Zecharia Sitchin, (d. 11 Temmuz 1920, Bakü, Azerbaycan - ö. 9 Ekim 2010, New York) on kitaplık "Dünya Tarihçesi" adlı kitap serisiyle tanınmış, Yahudi asıllı bilim adamı, sümerologdur. Çivi yazısı dışında hiç bilinmeyen "ölü diller" konusunda da çalışmaları vardır.
Bu abimiz zamanında çok güzel bir teori atmış ortaya, Anunnaki'ler in Dünya'ya altın için gelip daha sonra da insan ırkını oluşturup yönettiğini iddia ediyor. Sanırım kendisinden başka sümerolog bulunmuyor yada ben bulamadım.
Araştırırsanız gidebileceğiniz(çivi yazısı okuyamıyorsanız.) en derin kaynak bu abimizin kitabı ' Enki'nin Kayıp Kitabı'dır. Görebildiğim kadarıyla Anunnakilerin dünyaya gelişini anlatan tüm tablet çevirileri bu kitaptan fırlamış. Bu düşünceye nereden vardın diye sorarsanız diye..14. bölüm hiç bir yerde yok. Daha doğrusu hiç bir akademik kurumda yok. İnternetten çılgınlar gibi aradım, yok.
@Elayne Trakand da yabancılarda aradı ki onlarda da yok. Bizde olmaması da çok normal zaten. Ama umutluyup bulacağız bu dayı boş yapmaz.

Birinci Tabletin Özeti Sümer'in yıkımına ağıt Nükleer bulut yayılırken tanrılar şehirlerinden nasıl kaçtılar Tanrılar meclisindeki görüşmeler Dehşet Silahlarını serbest bırakmakla ilgili meşum karar Tanrıların kökeni ve Nibiru'daki ürkütücü silahlar Nibiru'nun kuzey-güney savaşları, birleşme ve hanedan saltanatları Nibiru'nun güneş sistemindeki yeri Küçülüp incelen bir atmosfer iklim değişikliklerine sebep olur Atmosfere kalkan yapmak için altın elde etme girişimi başarısız olur Bir gaspçı olan Alalu volkanik gazları harekete geçirmek için nükleer silahları kullanır Hanedanın varisi Anu, Alalu'yu tahtan indirir Alalu bir uzay aracı çalıp Nibiru'dan kaçar.
Zamanın bir film yapılmaya hatta 2 film yapılmaya çalışılmış. Planet X: Gold of the Gods ve Anunnaki bu iki film yayınlanmamış. Planet x bitmek üzere iken durdurulmuş ve tüm içeriği silinmiş. Filme dair bir kaç kare resim ve tanıtım yazısı dışında bir şey yok. Sadece bir film değil mi niye bu gizleme çabası diye düşündürüyor insana. Durdurup içeriği silmeseler yine anlarım, içerik ile alakalı bir şey değil derim de içeriği böylesine silmek sıkıntı, bir iş var bu işte. Diğer film hakkında araştırma yapmadım pek onunda fragmanı dışında bir şeyi yok gibi duruyor.

Adamlar çok uzun yıllar yaşıyorlar. Malum abimizin kitabından arakladım;
Kadim şehirlerin ve kütüphanelerinin yıkıntılanndaki inanılmaz -bu mucizeye anlatmak için şans kelimesi az gelir- buluntular arasında kil prizmalar vardı ve bunların üstüne, Berossus'un bahsetmiş olduğu, tufandan önce 432.0000 yıl hükümdarlık yapmış şu on idareciye dair bilgiler yazılmıştı. Sümer Kral Listeleri olarak bilinen (ve İngiltere'nin Oxford kentindeki Ashmolean Müzesinde sergilenen) bu metinlerin çeşitli versiyonları bunları derleyen Sümerlerin çok daha eski tarihli yaygın veya mukaddes ilan edilmiş metin malzemesinden yararlanabildiklerine dair hiçbir kuşku bırakmamaktadır. Bir o kadar eski olup çeşitli yıpranma düzeylerindeki başka metinlerle biraraya getirildiklerinde bu metinler, Geliş'i olduğu kadar bunun öncesindekilerin yanı sıra elbette sonrasındaki olaylan da kayda ilk geçiren kişinin baş aktörlerden, olaylara birinci elden tanık olan bu liderlerden biri olduğunu düşündürmektedirler.
Ashmolean müzesine gidip şu kral listesini kontrol edebilecek bir yiğidimiz yoktur herhalde.
Neyse geçelim işin güzel yanına 14. tablet ile başlayan Enki reisin anlattıklarına...
1587497998889.png
Diye başlayıp devam ediyoruz..
Bir zamanllar yemyeşil ve yaşam verici olan iki büyük nehrin kıyılarında yaban otları bitti. Ana yollara çıkan yok, yol iz sorup arayan yok; yıldızı parlayan Şumer terk edilmiş bir çöl oldu. Diyara, tanrıların ve insanların yuvasına nasıl da darbe indi! O ülkenin üstüne, insanoğlunca bilinmemiş bir afet çöktü. İnsanoğlunun daha önce hiç görmediği, görse zaten canlı kalamayacağı bir bela geldi. Batıdan doğuya tüm topraklara, dehşetin dannadağm eden yetkisi yerleşti. Şehirlerindeki tanrılar insanlar kadar çaresizdi! Uzaktaki bir ovada bir fırtına, bir Kötülük Rüzgarı doğdu; yolu üstüne Büyük Afeti yerleştirdi. Batıda doğan ve ölüm saçan bir rüzgar yolunu doğuya çevirdi, rotasını kısmet belirledi. Tufan gibi yutucu, suyla değil ama rüzgarla yıkan; gel git dalgasıyla değil ama zehirli havayla boğan bir fırtına. Kader değil kısmet tarafından oluşturuldu; meclisteki büyük tanrılar Büyük Afete sebep oldular. Enlil ve Ninharsag izin verdi buna; dursun, diye yalvaran bir tek bendim. Göğün emrettiğini kabul etmeleri için gece gündüz delil gösterdim ama nafile! Enlil'in savaşçı oğlu Ninurta ve öz oğlum Nergal büyük ovadaki silahlan önce zehirleyip sonra da serbest bıraktılar. Parlaklığın ardından Kötülük Rüzgarının geleceğini bilemedi! diye şimdi acıyla ağlaşıyorlar. Ölüm saçan fırtınanın batıda doğup yolunu doğuya çevireceğini kim öngörebildirdi ki, diye inliyor şimdi tanrılar.
Kutsal şehirlerindeki tannlar, Kötülük Rüzgan yolunu Şumer' e çevirince inanmaz gözlerle kalakaldılar. Tanrılar birbiri ardınca şehirlerinden kaçtılar, tapınaklannı rüzgara terk ettiler. Zehirli bulutlar yaklaşırken, şehrim Eridu' da bunu durdurabilecek hiçbir şey yapamazdım. Halka, açık steplere kaçın! Talimahnı verdim; eşim Nink.i ile ben de şehri terk ettim. Şehri Nippur'da, Gök-Yer Bağı'nın yerinde Enlil bunu durdurabilecek hiçbir şey yapamazdı. Kötülük Rüzgan Nippur'a saldırmaktaydı; Enlil ve eşi göksel sandalına binip aceleyle uzaklaşhlar. Ur' da, Şumer'in krallık kentinde, Nannar yardım etsin, diye babası Enlil' e seslenmekteydi; Göğe doğru yedi basamakla yükselen tapınağın yerinde, Nannar kısmetin yetkisine kulak asmayı reddetti. Sebebim olan babam, Uta krallık bahşeden büyük tanrı, Kötülük Rüzgarını geri çevir, diye yakardı Nannar. Kısmetleri emreden Büyük Tanrı, Ur'a ve halkına kıyma ki seni övmeye devam etsinler, diye yalvardı Nannar. Enlil oğlu Nannar'ı yanıtladı: Asil oğul, senin o muhteşem şehrine krallık sunulmuştu; sonsuz bir saltanat sunulmamışh. Eşin Ningal'i tutup kolundan kaçın şehirden! Kısmetleri emreden ben bile, şehrin kaderini eğip bükemem! Kardeşim Enlil işte böyle konuştu; heyhat, heyhat, bu bir kader değildi! Tannların ve Dünyalıların başına çöken tufandan beridir en büyük afetti; heyhat, bu bir kader değildi! Büyük Tufan mukadderdi ama ölüm saçan bulutla gelen Büyük Afet mukadder değildi.
Bozulan bir yemin ve mecliste alınan bir karardı sebebi; Dehşet Silahları tarafından yaratıldı. Kader sebebiyle değil, bir karar sonucunda salınmıştı zehirlenmiş silahlar; bilerek atıldı zarlar. O iki oğul yıkımı, ilk oğlum Marduk'a karşı yönelttiler; kalpleri intikam duygusuyla doluydu. Hükümranlığa yükselmek Marduk'un hakkı değil, diye bağırdı Enlil'in ilk oğlu; silahlarla ona karşı koyacağım, dedi Ninurta. İnsanlardan bir ordu kurdu, Babili'nin Dünya'nın göbeği, diye ilan etti! diyerek bağırdı Marduk'un kardeşi Nergal. Büyük tanrıların meclisinde ağızdan ağıza zehir zemberek sözler yayıldı. Gece gündüz karşı çıkan sesimi yükselttim; esenlik tembihledim, telaşa taraf olmadım. İnsanlar ikinci kez onun göksel imgesini yükselttiler; bu karşı çıkış niçin sürmekte, diye yalvardım. Tüm aygıtlar kontrol edildi mi? Göklerde Marduk'un çağı gelip erişmedi mi, diye bir kez daha sordum. Öz oğlum Ningişzidda göğün işaretlerini başka yorumladı; Marduk'un ona yaptığı haksızlığı, kalbinde asla affetmediğini biliyordum. Enlil'in Dünya' da doğan oğlu Nannar da merhamet etmedi. Kuzey şehrindeki tapınağımı Marduk kendine mesken edindi, dedi. Enlil'in en küçük oğlu İşkur cezalandırılma talep etti; topraklarımdaki halkı kendi peşinden gelmeye zorladı, dedi. Nannaı'ın oğlu Utu'nun gazabı Marduk'un oğlu Nabu'ya yönelmişti: Göksel Arabalar Yerini ele geçirmeyi denedi! Utu'nun ikizi İnanna hepsinden çok öfkeliydi; sevdiceği Dumuzi'yi öldürdüğü için hala Marduk'un cezalandırılmasını talep ediyordu.
 

Apotheous

Kara Büyücü
12 Ocak 2020
432
1,146
93
Tannlann ve insanların anası Ninharsag bakışını çevirdi: Marduk niçin burada değil, dedi sadece. Öz oğlum Gibil karamsarlıkla yanıtladı: Marduk tüm ricaları bir kenara koydu; göklerin işaretlerine göre üstünlüğünü iddia etti! Ancak silahlarla durdurulabilecek bu Marduk, diye bağırdı Enlil'in ilk oğlu Ninurta. Gök Arabaların Yerinin korunmasıyla ilgiliydi Utu; Marduk'un eline düşmemeli, dedi. Aşağı Bölgenin efendisi Nergal vahşice talep etmekteydi: İzin verin de yok etmek için şu eski Dehşet Silahlan kullanılsın! İnanmaz gözlerle öz oğluma bakhm: Kardeşin kardeşe karşı dehşet silahlarını kullanmayacağına yalan yere mi yemin etmişti! Rıza yerine sessizlik vardı. Sessizliğin içinde Enlil ağzını açtı: Cezalandırılmalı; kötülük yapanlar kanatsız kuşlara döndürülmeli, Marduk ve Nabu bizi mirasımızdan yoksun ediyor; izin verin de onlar da Gök Arabalar Yerinden yoksun kalsınlar! O yeri kavurup yok edelim, diye bağırdı Ninurta; Kavuran ben olayım! Heyecanlanan Nergal ayağa kalkıp bağırdı: Kötülerin şehirleri de altüst edilmeli, Günahkar şehirleri, izin verin de ben yok edeyim; bırakın adım bundan böyle Yok Edici olsun. Tarafımızdan oluşturulan Dünyalılara zarar gelmemeli; günahkarların yanında doğrular da yanmamalı, diye gürledim. Yarahmdaki yardımcım Ninharsag da onayladı; Mesele yalnızca tanrılar arasında çözülmeli, insanlara zarar gelmemeli.

Göksel meskenindeki Anu bu tarhşmalan dikkatle dinliyordu. Kısmetleri belirleyen Anu sesini göksel mekanından işittirdi: İzin verin de Dehşet Silahlan bu defalık kullanılsın, roket gemiler yeri yok edilsin, insanlara kıyılmasın. Enlil karan böyle duyurdu: Ninurta, Kavurucu ve Nergal de Yok Edici olsun! Onlara tanrıların sırrını açıklayacağım; onlara dehşet silahlarının saklandığı yeri göstereceğim. Biri benim biri onun olan iki oğul, Enlil'in iç odasına çağınldı. Nergal yanımdan geçerken gözünü kaçırdı. Heyhat, diyerek sessizce haykırdım; kardeş kardeşi vuracak! Önceki Z':amanların tekrarlanması mı vardı kaderde? Enlil onlara Eski Zamanlara ait bir sırrı açıklıyordu; Dehşet Silahlarını onların ellerine teslim ediyordu! Dehşetle kaplı bir parlaklığı serbest bıraktılar; dokundukları her şey toz yığınına döndü. Dünya' da kardeş kardeşe karşı durmayacak, hiçbir bölgeye zarar verilmeyecek, diye yalan yere yemin etmişlerdi. Yemin bozulmuştu işte, kırılmış kavanoz gibi işe yaramaz parçalara bölünmüştü. Coşkulu bir neşeyle dolan iki oğul hızlı adımlarla Enlil'in odasından çıkhlar, silahlar için yola koyuldular. Diğer tanrılar şehirlerine geri döndüler; hiçbirinin kendi afetine dair bir önsezisi yoktu!

Şimdi bu, Önceki Zamanların ve Dehşet Silahlarının hikayesidir. Önceki Zamanlardan önce Başlangıç; Önceki Zamanlardan sonra Eski Zamanlar vardı. Eski Zamanlarda tanrılar Dünya'ya geldiler ve Dünyalıları oluşturdular. Önceki Zamanlarda tanrıların hiçbiri Dünya' da değildi, Dünyalılar henüz biçimlendirilmemişti. 35 Önceki Zamanlarda tanrıların evi kendi gezegenlerindeydi; adı Nibiru'dur. Büyük bir gezegen, ışılhsı kırmızımsı olan Nibiru, Güneş etrafında uzun bir tur atar. Bir süre için Nibiru soğukla örtülür; turunun diğer yarısında Güneş onu güçlüce ısıtır. Nibiru'yu kalın, volkanik patlamalarla sürekli beslenen bir atmosfer sarar. Bu atmosfer her türden yaşamı destekler; onsuz ancak ölüm olacakh! Soğuk döneminde, Nibiru'nun iç ısısını, sürekli yenilenen sıcak bir palto gibi gezegenin çevresinde tutar. Sıcak döneminde, Nibiru'yu Güneş'in kavurucu ışınlarından kalkan gibi korur. Yağmurlan tam ortasında tutar ve bırakır; gölleri ve dereleri kabarhr. Atmosferimiz yemyeşil bitkileri besler ve korur; sularında ve topraklarında her türden yaşamın fışkırmasına sebep olur. Çok ama çok uzun çağlar sonrasında bizim türümüz filizlendi; kendi özümüz tarafından üreyecek olan ebedi bir tohum. Sayımız çoğaldıkça atalarımız Nibiru'nun pek çok bölgesine yayıldı. Bazıları toprağı sürdü, bazıları dört ayaklı yaratıklara çobanlık etti. Bazıları dağlarda yaşadı, bazıları evini vadilere kurdu. Rekabetler oluştu; sınırlara fazla yaklaşanlar oldu; çarpışmalar yaşandı, sopalar silah oldu.

Kabileler halinde toplandı boylar ve sonra iki büyük ulus karşı karşıya geldi. Kuzey ulusu güney ulusuna karşı silaha sarıldı. Elde tutulan şeyler fırlatılan füzelere dönüştü; gürleyen ve parlayan silahlar dehşeti artırdı. Uzun ve şiddetli bir savaş tüm gezegeni sardı; kardeş kardeşe karşı yığılıp birikti. Hem kuzeyde hem güneyde ölüm ve yıkım vardı. Pek çok tur boyunca diyarda yıkım hüküm sürdü; tüm yaşam sönmüştü. Sonra bir ateşkes ilan edildi; sonra barış görüşmeleri başladı. Milletler birleşsin, dedi elçiler birbirlerine: Nibiru'nun tahhnda bir kişi olsun, herkese hükmedecek bir kral. Kuzeyden veya güneyden olsun ve kurayla belirlensin, en üstün olacak bir kral. Kuzeyden olursa eğer, yanı başında eşidi olacak kraliçesini güneyden eş olarak alsın. Güneyden seçildiyse eğer kurayla, eşi kuzeyden bir kadın ola. Kan koca olsunlar ve tek beden oluştursunlar. İlk doğan oğullan tahhn varisi olsun; böylece birleşmiş bir hanedan kurulup Nibiru üstünde sonsuza dek birlik kurula! Yıkıntıların tam ortasında başladı banş. Kuzey ve güney evlilik bağıyla birleşti. Kraliyet tahh bir bedende birleşti, kesintisiz bir krallık silsilesi kuruldu! Barışın sağlanmasından sonraki ilk kral, kuzeyin bir savaşçısı, yiğit bir komutandı. Dürüst ve adil kurayla seçildi; birlik ilanı kabul edildi. Meskeni için muhteşem bir şehir kurdu; adı Agade'ydi, Birlik anlamına.

Saltanah için ona bir kraliyet unvanı bahşedildi; An' dı bu, Göksel Olan anlamına. Zor kullanarak tüm topraklarda düzeni tekrar sağladı; yasalar ve kurallar ilan etti. Her bir ülke için valiler atadı; onların ilk işi yeniden inşa ve tarıma elverişli hale getirmekti. Kraliyet yıllıklarında ondan şöyle söz edilmişti: Ülkeleri birleştiren, Nibiru'da barışı sağlayan An. Yeni bir şehir inşa etti; kanalları onardı; halka gıda sağladı, topraklarda bereket vardı. Eş olarak kendine güneyden bir kız seçti; hem sevgisi hem de savaşçılığıyla ünlenmişti kız. An.Tu idi kraliyet unvanı; An'ın Eşi Olan Önder. Bu ad ona pek akıllıca verilmişti. An'a üç oğul ve bir kız doğurdu. İlk oğluna An.Ki adını verdi; An Sayesinde Sağlam Bir Temel anlamına. Oğul tahtta yalnız oturakaldı; eş seçimi iki kez ertelendi. Onun hükümdarlığında saraya cariyeler getirildi; bir oğul sahibi olamadı. Böyle başlayan hanedan, Anki'nin ölümüyle kesintiye uğradı; kurala göre tahta çıkacak bir evladı yoktu. İlk oğul olmasa da ortanca oğul Yasal Varis ilan edildi. Üç erkek kardeşten biriydi, gençliğinden beri annesi ona sevgiyle, Ortada Olan anlamına İb derdi. Kraliyet yıllıklarına göre ona An.İb dendi: Krallıkta göksel, nesillerde ise An'ın Oğlu olan anlamına. Babası An'ın ardından Nibiru tahtına çıktı; sayarsak, tahta çıkan üçüncü kraldı. Küçük kardeşinin kızını kendine e$ seçti. Ona Nin.İb denildi, İb' in Hanımı. Anib'in Ninib'ten bir oğlu oldu; tahhn varisi oydu, sayarsak kralların dördüncüsü.

Kraliyet unvanının An.Şar.Gal adıyla bilinmesini istedi; An'ın Prensi Prenslerin En Büyüğüdür anlamına. Üvey kız kardeşi olan eşi Ki.Şar.Gal ise eşit biçimde adlandınlnuştı. Bilgi ve anlayış kralın başlıca hırsıydı; göğün usullerini büyük bir gayretle inceledi. Nibiru'nun büyük turunu araştırdı; uzunluğunun bir Şar olduğunu sabitledi. Nibiru'nun bir yılıydı bu ölçü; kraliyet saltanatları bununla sayılıp kaydedilecekti. Şar'ı on kısma ayırdı; bundan böyle kutlanacak iki bayram ilan etti. Güneş'in çevresine en yakın olunduğunda sıcaklık bayramı kutlanacaktı. Nibiru en uzaktaki köşesine vardığında, soğukluk bayramı duyurulacaktı. Kabilelerin ve ulusların tüm eski bayramlarının yerine, halkı birleştiren iki bayram tesis edildi. Kan kocanın, oğullar ve kızların kanunlarını belirledi. Tüm ülke için ilk kabilelerin göreneklerini ilan etti. Savaşlardan dolayı erkeklerin sayısı azalmış, kadınlar çoğunlukta kalmıştı. Bir erkeğin bilmek için birden fazla kadın alabileceğini ilan etti. Kanuna göre, resmi eş olarak tek bir eş seçilecek ve İlk Hanım olarak anılacaktı. Kanuna göre, ilk doğan erkek evlat babasının ardılıydı. Bu kanunlara göre, kısa süre sonra akıllar karıştı; eğer İlk Oğul İlk Hanımdan doğmadıysa, Ama sonrasında İlk Hanım bir oğul, kanuna göre Yasal Varis olacak bir erkek doğurduysa,

Tahta kim çıkacakh? Şar sayısına göre ilk doğan erkek evlat mı? İlk Hanımdan doğan erkek evlat mı? İlk Oğul mu? Yasal Varis mi? Mirası kim alacakh? Ardılı kim olacaktı? Anşargal'in saltanatı sırasında, Kişargal İlk Hanım olarak ilan edildi. Kralın üvey kız kardeşlerinden biriydi. Anşargal'in saltanatı sırasında, cariyeler saraya tekrar getirildi. Cariyeler de oğullar ve kızlar doğurdular krala. Birinden doğan oğul ilk doğandı; İlk Oğul bir cariyeden doğmuştu. Ardından Kişargal bir oğlan doğurdu. Kanuna göre Yasal Varis oydu; İlk Oğul değil. Sarayda Kişargal'in öfkeyle bağıran sesi yükseldi: Kurallar gereği bir İlk Hanımdan doğmuş olan oğlum ardıllıktan men edilecekse, Çifte tohum ihmal edilmeye! Farklı annelerden doğmuş olsak da kral ve ben aynı babanın çocuklarıyız, Bu nedenle oğlum, babamız Anib'in çifte tohumunu taşımaktadır! Tohumun Kanunu bundan böyle Eşlik Kanunundan üstün gele! Bundan böyle, bir üvey kız kardeşten bir oğul ne zaman doğarsa doğsun, diğer tüm oğullardan üstün tutulsun ardıllıkta! Anşargal derinden düşünüp Tohumun Kanununa iltimas geçip benimsedi: Bununla eşler ve cariyelerden, evlenmeler ve boşanmalardan doğan akıl karışıklığından kaçınılacaktı.

Mecliste, kraliyet danışmanları ardıllık için Tohumun Kanununu benimsediler. Kralın emriyle, yazıcılar bu emri kayda geçirdiler. Böylece, Tohumun Kanununa göre tahta çıkacak bir sonraki kral ilan edilmiş oldu. Ona kraliyet unvanı olarak An.Şar denildi. Tahta çıkan beşinci kraldı. Şimdi bu, Anşaı'ın saltanahnın ve onu izleyen kralların hikayesidir. Kanun değişince, diğer prensler rıza gösterdiler. Söylendiler ama başkaldırmadılar. Anşar eş olarak kendine üvey kız kardeşini aldı. Onu İlk Hanım yaptı; Ki.Şar adıyla anılacaktı. Böylece hanedan bu kanunla devam etti. Aşaı'ın saltanatında tarlaların ürünleri zayıfladı, meyveler ve tahılların bereketi azaldı. Turdan tura Güneş' e yaklaşhkça sıcaklık arttı; uzaktaki meskende serinlik daha çok keskindi. Tahtın kenti Agade'de kral, anlayışı büyük olanları biraraya topladı. Bilgisi büyük olan eğitimli alimlere sorgulamaları emredildi. Ülkeyi ve toprağı incelediler, gölleri ve dereleri sınadılar. Daha önce de olmuş, diyerek yanıtladı bazısı: Geçmişte de Nibiru ya daha soğumuş ya daha da ısınmıştı, Nibiru'nun turunda bir kader yer etmişti! Turu gözlemleyen diğer bilgililer, Nibiru'nun kaderini suçlamayı düşünmediler.

Bulduklarına göre, atmosferde bir bozulma meydana gelmişti. Atmosferin ceddi olan yanardağlar daha az duman püskürtüyordu! Nibiru'nun havası incelmişti; koruyucu kalkan güçten düşüp zayıflamışh! Anşar ve Kişar'ın saltanahnda, tarlalara hastalık musallat oldu, ne kadar uğraştılarsa da boşuna. Onların oğlu En.Şar geçti tahta sonra; hanedanı altıncı kralıydı. Adı geliyordu Şar'ın Azametli Efendisi anlamına. Büyük anlayışla doğmuştu, çokça öğrenip çokça bilgiler edinmişti .. Belalara çare bulmanın yollarını aradı; Nibiru'nun göksel turunu epey inceledi. Çizdiği ilmek içinde, Güneş ailesinin beş üyesini, göz kamaşhncı güzellikteki o gezegenleri kucaklıyordu. Belalara çare bulmak için Enşar bunların atmosferlerini inceletti. Her birine birer ad verip atalarını onurlandırdı; anlan göksel çiftler gibi düşünmüştü. Karşılaşılan ilk ikisine, ikizleri andıran gezegenlere An ve Antu dedi. Nibiru'nun turunun ötesinde boyutları en büyük olan Anşar ve Kişar vardı. Diğerlerinin arasında bir haberci gibi dolaşana Gaga dendi; bazen karşılaşıyordu Nibiru ilk bununla. Güneş'in etrafında dolanıp da Nibiru'yu selamlayanların hepsi beş taneydi. Bunların ötesinde, sanki bir sınırmışçasına, Dövülmüş Bilezik dönmekteydi Güneş'in etrafında; Göğün felaketle dolu yasak bölgesinin muhafızıymış gibi onu korumaktaydı.

Güneş' in diğer çocuklanrun sayısı dörttü ve bilezik onların davetsiz misafirlere karşı kalkanıydı. Enşar karşılamaya çıkan beşlinin atmosferlerini incelemeye koyuldu. Tekrarlayan turlarda, Nibiru'nun beş ilmeği boyunca bunlar dikkatle tarandı. Ne tür atmosfere sahip olduk.lan gözlemlenip gök arabalarıyla yoğun biçimde incelendi. Bulgular akıllar durgunluk verdi, keşifler akıllan karıştırdı. Turdan tura Nibiru'nun atmosferindeki bozulma daha çok kötüledi. Bilgililerin meclislerinde çareler arzuyla tarhşıldı; yarayı sarmanın yollan aceleyle gözden geçirildi. Gezegeni kucaklayacak yeni bir kalkana girişildi; yukarı fırlahlanlann hepsi aşağıya, yere indi. Bilgililerin meclislerinde, püsküren yanardağlar incelendi. Atmosfer püsküren yanardağlarla oluşmuştu; yarası ise onların püskürmesinin zayıflamasıyla ortaya çıkmışh. Yeni püskürmeleri teşvik edecek şeyler icat edelim, volkanların tekrar kusmasını sağlayalım, diyordu bir grup alim. Bu işin nasıl yapılacağına, püskürmenin hangi araçla sağlanacağına dair hiçbiri krala bilgi veremedi. Enşar'ın saltanah sırasında göklerdeki gedik daha da büyüdü. Yağmurlar durdu; rüzgar daha sert esti, pınarlardan derinlerden çıkıp yükselmediler. Topraklarda bir lanet vardı; anaların memeleri kurumuştu. Sarayda huzursuzluk vardı; lanet orada da tutunmuştu. Enşar İlk Hanım olarak kendine, Tohumun Kanununun emrettiği gibi bir üvey kız kardeş seçti. Nin.Şar dendi ona, Şarlann Hanımı. Bir oğul doğuramadı. Bir cariyeden doğdu Enşar'ın oğlu; İlk Oğul oydu.

İlk Hanımı ve üvey kız kardeşi Ninşar' dan bir oğlu olamadı. Ardıllık Kanununa göre, cariyenin oğlu tahta çıkh; saltanahn yedinci kralıydı. Kraliyet unvanı Du.Uru idi; Konutta Biçimlenmiş Olan anlamına. Gerçekten, sarayda değil de Cariyeler Konuhında düşmüştü rahme. Duuru eş olarak kendine gençliğinden beri sevdiği bir kızı aldı; İlk Hanım tohumdan dolayı değil, aşktan dolayı seçilmişti. Kraliyet unvanı Da.Uru oldu; Yanımda Olan Kadın'dı anlamı. Sarayda akıllar çok karıştı. Oğullar varis, eşler üvey kız kardeş değillerdi. Ülkede ıshrap arhyordu. Tarlalar bereketi unuttu, halk arasında doğurganlık azaldı. Sarayda da bereket yokhı; ne oğullar ne kızlar doğuyordu. An'ın tohumundan olma yedi hükümdar gelip geçmiş ama sonra onun tahttaki tohumu kurumuşhı. Dauru sarayın girişinde bir çocuk buldu; onu oğlu olarak �ucakladı. Sonunda Duuru da onu oğul benimsedi; onu Yasal Varis ilan etti ve ona Lahma denildi, Kuruluk anlamına. Sarayda prensler homurdanmakta; Danışmanlar Meclisi şikayet etmektedir. Sonunda Lahma tahta çıkh; An'ın tohumundan değildi ama sekizinci kral oldu. Eğitimlilerin meclislerinde, gediği iyileştirmek için iki öneride bulunmaktaydı: Biri, adı altın olan bir metal kullanmaktı. Nibiru üstünde bu metal çok azdı; Dövülmüş Bileziğin iç kısmında ise çok bol.

En ince toz haline gelene dek dövülebilen tek maddeydi bu; göğün yükseklerine ulaşhrılınca havada asılı kalabilecekti. Böylece gedik tekrar tekrar doldurmalar ile kapanacak, daha iyi koruyacakh. Gök sandalları inşa edile, göksel bir filo altını Nibiru'ya getire! Diğerleri ise Dehşet Silihlan oluşturalım, diyorlardı; yeri sarsıp gevşetecek, dağları ayırıp parçalayacak silahlar, Füzelerle yanardağlara saldıralım, ataletlerini harekete geçirelim ki püskürmeleri arta, Atmosfer yenilene, gedik ortadan kaybola! Lahma karar veremeyecek kadar güçsüzdü; hangisini seçeceğini bilemiyordu. Nibiru bir tur tamamladı, Nibiru iki şar saymaya devam etti. Tarlalardaki bela azalmadı. Yanardağların püskürmesi atmosferi onarmadı. Üçüncü Şar geçti, dördüncü sayılıyordu. Alhn elde edilmemişti. Ülkede çekişme çoğaldı; yiyecek ve su azalmıştı. Ülkede birlik bozuldu; suçlamalar giderek arttı. Saraya alimler gidip geliyorlardı; danışmanlar durmaksızın içeri girip dışarı çıkmaktaydı. Kral onların sözlerine kulak asmadı; adı Lahama olan karısını dinliyordu sadece. Kader buysa, demişti kadın, Her Şeyin Büyük Yaratıcısına yalvarıp yakaralım. Tek umut yalvarıp yakarmakta, eyleme geçmekte değil! Sarayda prensler huzursuzlanıyor, suçlamalarını krala yöneltiyorlardı: Çare yerine daha büyük felaketleri çağırıyor akılsızca, mantıksızca! Eski depolardan çıkartıldı silahlar; en çok konuşulan şeydi isyan.

Silaha ilk sarılan kişi saraydaki bir prensti. Vaatlerde bulunup diğer prensleri de kışkırth; adı Alalu'ydu. Lahma kral olmasın artık, diye bağırdı. Kararsızlığın yerine geçsin karar! Gelin kralın güvenini sarsalım mekanında; tahh bırakmasını sağlayalım! Prensler onun sözlerine kulak verip sarayın kapısına koşturdular; Taht odasına, onun yasaklanmış girişine üşüşen sular gibi saldırdılar. Kral sarayın kulesine kaçh; Alalu onun peşine düştü. 45 Kulede bir çarpışma yaşandı ve Lahma kuleden düşüp öldü. Lahına yok artık, diye bağırdı Alalu. Coşku ve neşeyle ilan etti; kral öldü! Taht odasına koşturan Alalu tahta kendisi kuruldu. Hakkı ya da meclis karan olmaksızın, kendini kral ilan etti. Ülkede birlik kaybolmuştu; bazıları Lahma'nın ölümüne sevindi, bazıları Alalu'nun ettiğine üzüldü.
 

Apotheous

Kara Büyücü
12 Ocak 2020
432
1,146
93
Alalu'nun krallığının ve Dünya'ya gidişin hikayesidir: Ülkede birlik kaybolmuştu; krallık konusunda pek çok kişi zarar görmüştü. Sarayda prensler çalkalanmakta; mecliste danışmanlar üzgündü. An' dan başlayarak tahta çıkmışh ardıllar, babadan oğula sürmüştü bu; Sekizinci olan Lahma bile evlat edinilmiş bir oğul ilan edilmişti. Alalu da kimdi? Yasal Varis miydi, İlk Oğul muydu? Hangi hakla el koymuştu, kral katili değil miydi o? Yargılayan Yedilerin huzuruna çağınldı Alalu; kısmeti orada ele alınacaktı. Yargılayan Yedilerin huzurunda Alalu savunmasına şöyle başladı: Ne Yasal Varis ne de İlk Oğul olsa da, aslında kral tohumundandı o! Anşargal' e dayanır soyum, diye iddia etti yargıçların huzurunda. Atam onun bir cariyeden doğan oğluydı; adı Alam' dı. Şarlar hesabında Alam İlk Oğul idi; taht ona aitti. Gebe kalan kraliçe onun haklarını bir kenara attı! Tohumun Kanununu çıkarıverdi hiç yoktan, kendi oğluna krallık sağladı. Alam'ı krallıktan etti; onun yerine bunu oğluna bağışladı. Alam'ın süregelen soyundanım ben; Anşargal'in tohumu benim içimde! Yargılayan Yediler, Alalu'nun sözlerini dikkatle dinlediler. Meseleyi Danışmanlar Meclisine aktardılar ki, hakikat mi uydurma mı kesinleşsin. Kayıtlar Evinden çıkartılan kraliyet yıllıkları getirilip büyük bir dikkatle okundu. İlk kraliyet çifti An ve Antu idi; üç oğullan vardı, hiç kızları olmamıştı. İlk Oğul Anki idi; tahtta iken ölmüş ve çocuğu olmamıştı. Onun yerine ortanca oğul tahta çıkmıştı; Anib'ti adı. Anşargal onun İlk Oğluydu; tahta çıkmıştı. Onun ardından İlk Oğulun tahta çıkması kuralı sürmedi; Ardıllık Kanununun yerini Tohumun Kanunu aldı.

Bir cariyenin oğluydu İlk Oğul; Tohumun Kanununa göre krallıktan mahrum edilmişti. Krallık Kişargal'in oğluna bahşedildi; kralın üvey kız kardeşiydi, işte buydu sebebi. Cariyenin oğlundan, İlk Oğuldan söz etmiyordu yıllıklar. Onun soyundanım ben, diye haykırdı Alalu danışmanlara. Ardıllık Kanununa göre krallık ona aitti; Ardıllık Kanununa göre krallık şimdi benim hakkım! Kuşkulu danışmanlar Alalu'dan bir hakikat yemini etmesini istediler. Alalu ölüsü dirisi üstüne yemin etti; meclis onu artık kral görmekteydi. Yaşlıları çağırdılar, prensleri topladılar; onların huzurunda kararı açıkladılar. Prensler arasından genç bir prens öne çıkh; krallık hakkında birkaç şey söylemek istiyordu. Ardıllık yeniden gözden geçirilmeli, dedi toplananlara. 47 Ne İlk Oğul ne de bir kraliçeden doğan oğul olsam da, saf bir tohumdan geliyorum: An'ın özü içimde korundu, hiçbir cariye onu sulandırmadı! Danışmanlar onun sözlerini hayretler içinde dinliyorlardı; genç prens toplananlara biraz daha yaklaştı. Ona adını sordular. Anu'dur; büyükbabam An'ın adı verilmiştir bana! Onun şeceresini soruşturdular ve o da onlara An'ın üç oğlu olduğunu hatırlath: Anki, İlk Oğuldu; oğlu veya kızı olamadan öldü. Anib, ortanca oğuldu; Anki'nin yerine tahta çıktı. Anib, küçük kardeşinin kızını eş almışh; onlardan beridir süren soy yıllıklara kaydedilmişti. An ve Antu' dan, en saf tohumlardan birinden doğan bu en küçük oğul kimdi?

Danışmanlar merakla birbirlerine bakhlar. Enuru idi adı, diye bildirdi Anu onlara; o benim atamdı! Eşi Ninuru onun üvey kız kardeşiydi; oğlu ise İlk Oğul; adını Enama koydular. Onun eşi de üvey kız kardeşiydi; tohum ve ardıllık kanunlarına göre Enama'ya bir oğul doğurdu. Nesiller işte bu saf soydan, kanuna ve tohuma göre kusursuz olan soydan geldiler! Ana babam bana atamız An'ın adını onurlandırarak Anu ismini verdiler; Tahttan azledildik ama An'ın saf tohumundan azledilmedik! Pek çok danışman, kral Anu ola, diye bağırıştı. Alalu azledile! Diğerleri ise ihtiyatlı olalım, dediler: Çekişmeyi önleyelim, birliği bozmayalım! Alalu'yu huzura çağınp keşfedilenleri anlattılar. Alalu, prens Anu'ya kucaklayan kolunu uzath ve Anu'ya şöyle dedi: Farklı evlatlardan gelse de soylanrnız, tek bir atadan geliyoruz; Birlikte esenlik içinde yaşayalım ki bolluk bereket Nibiru'ya dönsün! Ben tahtta kalayım, sen de ardılım ol! Sonra meclise seslendi: Anu veliaht olsun, izin verin de ardılım olsun! Oğlu kızımı eş alsın, ardıllık birleşsin! Anu meclisin önünde saygıyla eğilip toplananlara şunu açıkladı: Alalu'nun sakisi olacağım; bekleyen ardılı olacağım; oğullarımdan biri onun kızlarından birini gelin seçecek. Meclisin karan buydu; kraliyet yıllıklarına böyle yazıldı. Alalu işte bu şekilde tahtta kaldı.

Bilgeleri, alimleri ve komutanları toplayıp onlara danıştı; karar vermek için çok bilgi derledi. Gök sandalları inşa edile, diye karar verdi; Dövülmüş Bilezik içinde altın aranacaktı. Sandallar parçalanıp ezildi Dövülmüş Bilezik içinde; hiçbiri geri dönmedi. Dehşet Sila�arı Nibiru'nun derinliklerini kesip aça, yanardağlar tekrar patlaya, diye emretti gene. Göğe çıkan arabalar Dehşet Silahlarıyla donatıldı; göklerden ahlan dehşet füzeleri yanardağlara çarptı. Büyük parıltılar gök gürültüleriyle patladıklarında dağlar sallandı, vadiler titredi. Ülkede pek çoktu sevinenler; bolluk bereket beklentisi vardı. Sarayda Anu, Alalu'nun sakisiydi. Alalu'nun ayaklarına kapanmakta, içki kadehini Alalu'nun eline vermekteydi. Alalu kraldı; Anu'ya bir hizmetkar gibi davranıyordu. Ülkede azaldı sevinenler; yağmurlar hala gelmemiş, rüzgar sertleşir olmuştu. Yanardağların püskürmeleri çoğalmadı, atmosferdeki gedik kapanmadı. Göklerde Nibiru turlayarak rotasında devam etti; turdan tura sıcaklık ve soğukluk giderek dayanılmaz oldu. Nibiru halkı krallarına hürmet etmez oldular; rahatlama sağlayacağına sefil etmişti onları! Alalu tahtında kaldı. Prensler arasında önde geleni, güçlü ve bilge Anu onun huzurunda duruyordu. Alalu'nun ayaklarına kapanıyor, içki kadehini Alalu'nun eline veriyordu. Dokuz sayılan dönem boyunca Alalu, Nibiru' da kral oldu.

Dokuzuncu şarda Anu, Alalu'ya savaş açtı. Çıplak, silahsız, yumruk yumruğa meydan okudu Alalu'ya. Kazanan kral olsun, dedi Anu. Meydanın ortasında birbirleriyle boğuştular; kapıların söveleri ve duvarlar sallandı. Alalu diz büktü; yüz üstü yere kapaklandı. Alalu bu dövüşten yenik çıktı; Anu alkışlanarak kral ilan edildi. Anu konvoy eşliğinde saraya doğru götürülürken; Alalu saraya dönmedi. Kalabalıkların arasından gizlice uzaklaşh; Lahma gibi ölmekten korkuyordu. Hiç kimsenin haberi olmaksızın, gök arabalann yerine seğirtti hızla. Füze fırlatan bir arabaya hrmandı Alalu ve kapağını ardından kapadı. Ön kısımdaki odaya girdi ve komutanın yerine yerleşti. Yolu-Gösteren'i aydınlattı; odaya mavimsi bir parıltı dolarken Ateş Taşlarını karışhrdı; uğulh.ılan bir müzik gibi büyüleyiciydi. Arabanın Büyük Fişeğini canlandırdı; kırmızımsı bir parlaklık yaymaktaydı. Hiç kimsenin haberi olmaksızın, Alalu gökgeminin içinde Nibiru' dan kaçh. Alalu rotasını kar renkli Dünya'ya çevirdi; Başlangıca ait bir sır sebebiyle seçmişti bu hedefi.

Enki'nin kayıp kitabı'ndan alıntı. Baktım pdf i var. Ve netteki çeviriler bu adamın kitabını alıp yama yaptıkları halleri olduğu için orjinale en yakınını okuyup okutmak daha mantıklı geldi.
 
20 Nis 2020
138
691
93
Ankara
Son düzenleme:

Apotheous

Kara Büyücü
12 Ocak 2020
432
1,146
93
53.jpg
Şu gördüğümüz eser, sümerli dedelerimizin yaptığı bir mühür. Burada Nibiru adlı gezegenimiz de resmedilmiş.. Gezegen şu an görüntülenememiş ve varlığı tam olarak ıspatlanamamıştır. Şöyle bir durum var ki Percival Lowell adlı bir dayımız 1846 da bu böyle bir gezegenin var olması gerektiğini orta atmış(bunu yapan ilk kişidir bu konuda) ve o gün bu gündür gezegen için hesaplamalar falan derken var olması ihtimalinin yüksekliği ıspatlanmış. Kesin var ama halen ıspatlayamıyoruz gibi bir cümle oldu bu.
Percival 1846 da bu gezegen var olmasına çıkan hesaplamalar yapıyor Zecharia da 2000lerde felan Nibiru'yu ikinci kez gün yüzüne getiriyor hem de bayağı farklı bir tönden. Az önce bir yerde tabletler üzerinde 30 yılcık çalıştığını okudum. Doğru yalan bilmiyorum, muhtemelen Wiki'de yazıyordur yarın bakarız daha çok iş var zaten. Malum mevzu bu adamlar M.Ö4.500 de güneş sistemi bilgilerine nasıl eriştiler?
Not. Sanırım Nibiru'muz şu uzakta duran arkadaş, adamın elindekinin oradaki. Plüton'u gezegenlikten düşürmüşler,,,,,
Mühür şu an Berlin Paskalya Devlet Müzesindeymişşşş. Hadi eyw
 
Son düzenleme:

Apotheous

Kara Büyücü
12 Ocak 2020
432
1,146
93
Sümer tabletlerinin yeterli gelmemesinin sebebi sanırım Zecharia abimizin Kitabı mukaddes, Kadim mitler, Kil tabletler ve arkeolojik keşiflerden yararlanmış. Bu da diğer insanların onu yakalamasını zorlaştırmış olsa gerek. 'Dünya tarihçesi' diye bir kitapta toplamış pdf te öyle diyor.
Anunnakiler, Gökten Dünyaya inmiş olanlar demek diyor çoğu yerde ve pdf te.
Gılgamış Destanını da okumak lazım. Tufanın kararlaştığı anlar orada geçiyor.
Atra Hasis, Anuların madenlerde çalışmaktan perte çıkmamak için isyan etmelerini anlatıyor.
Erra Manzumesi, Nükleer felakete yol açan iki Tanrı'dan suçlu olanın suçu diğerine atmaya çalışmasını anlatıyor.
Bunlar (bulabildiklerim tabi) okunacak.
Mısır kralı Khufu'nun (Keops) döneminden kalan bir papirüs üstüne kaydedilmiş Thot'un Sırlan Kitabı ile ilgili bir hikaye olmasaydı o kitabın varlığından asla haberdar olamazdık. Kutsal kitabın içinde yer alan Mısır'dan Çıkış ve Yasanın Tekrarı kitaplarında anlatılanlar olmasaydı, ilahi tabletler ve içerikleri hakkında asla bilgi sahibi olamazdık ve hepsi de var olduklarına dair bilginin bile gün ışığına çıkamadığı o muammalı "kayıp kitaplar" kalabalığının bir parçası haline gelirlerdi.- Pdften..

Kayıp kitapların çokluğuna ilişkin olarak sıkça verilen bir örnek de Mısırdaki ünlü İskenderiye Kütüphanesidir. M.Ö. 323'te ölen İskenderin ardından general Ptolemi tarafından kurulan kütüphanede yarım milyondan çok "cilt," yani (kil, taş, papirüs, parşömen gibi) çeşitli malzemeler üstüne yazılmış kitap bulunduğu söylenmekteydi. Bu bilgi birikimini incelemek üzere bilginlerin toplandıkları bu büyük kütüphane M.Ö. 48' den başlayıp M.S. 642' deArap istilasına dek uzanan savaşlar sırasında yakılıp yıkıldı. Bu bilgi hazinesinden geriye kalan yalnızca İbranca Kitabı Mukaddes'in ilke beş kitabının Yunanca tercümesi ve kütüphanede sürekli kalan bazı bilginlerin yazılarından küçük kısımlardır. Berbat varlıklarız kölelik mölelik az bize, daha beterlerini hak ediyoruz....

Berossus, tufandan 432.000 yıl kadar önce Tanrı'lar gökten Dünya'ya geldiklerinde başlayan Tanrı'lar ve insanların tarihini üç cilt halinde yazdı. İlk on komutanın adlarını ve saltanat sürelerini sıralayan Berossus bir balık gibi giyinmiş olan ilk komutanın denizden yüzerek kıyıya çıktığını bildirmişti. İnsanoğluna uygarlığı veren oydu ve Yunancaya çevrilen ismi Oannes'ti. Bu tabletler Sippar'da imiş, Tanrıların kurduğu ilk şehirlerdenn..

Böyle çok eski tarihli yazıların sayısı akıllara durgunluk verecek kadar çoktur; kadim Yakın Doğu'nun harabelerinde binlerce değil on binlerce kil tablet keşfedilmiştir.

Ama seçilmiş bireylere "Tanrılann sırları"ru öğreterek bu ileri bilginin belirli kısımlarının insanoğluyla paylaşılmasına da aracı oldu. En azından iki örnekte, bu inisiyeler söz konusu ilahi öğretileri insanoğlunun mirası olarak (onlara söylendiği gibi) yazıya geçirdiler. Bunlardan biri, Enki'nin muhtemelen bir dünyalı kadından olan oğlu Adapa'ydı; onun Zunana İlişkin. Yazılar başlıklı bir kitap yazdığı bilinir ve bu, kayıp kitapların en eskilerinden biridir. Enmeduranki adındaki diğeri ise büyük olasılıkla, kutsal kitapta ilahi sırları içeren kitabı oğullarına emanet ettikten sonra göğe alındığı anlatılan Hanok'un esas örneğiydi; bu kitabın bir versiyonunun kutsal kitap dışında bırakılan Hanak Kitabında günümüze dek gelmiş olması büyük bir olasılıktır.

Enki'nin Yaratılış Destanı adlı bir kitabı var sanırım.

Şurası önemli olabilir, bu abimizin çevirisinde şöyle bir kesim var;
'İsteğim üzerine en iyi lacivert taşından iki pürüzsüz yüzü olacak şekilde kesildiler. Gördüğün yazı kalemi ise bir tanrının eseridir; sapı altın gümüş alaşımından ve ucu ise ilahi kristalden yapılmıştır. Sağlamca eline oturacak ve tabletin üstünü sanki ıslak kili işaretliyormuşçasına kolayca kazıyacaksın. Ön yüze iki sütun halinde yazacaksın, her bir taş tabletin arka yüzüne iki sütun halinde yazacaksın. Sözlerimden ve cümlelerimden sapmayasın!'
Eğer böyle bir kesim varsa bu tabletlerin gerçekten diğerlerinden farklı olup olmadığı ve tabletin neyle ve nasıl çizildiğini araştırmışlardır....
Gılgamışa başlayalım bakalım.
 

Apotheous

Kara Büyücü
12 Ocak 2020
432
1,146
93

İyi de bunların düşüncede olduğunu neye dayanarak söylüyorsun? Belki harbiden adamda başka genler var ve bu genlerin verdiği bir üstünlük? Sonuçta binlercesi standartken bu adam üstün.Farklı değil farklı olsaydı eğer şansa yapısı öyle oluşmuş denirdi ama üstün olması ve kral soyundan geldiği halde üstün olması... Hatta muhtemelen ataları da kendi gibi üstündür.
-------------------------

Adam YarıTanrı işte ablacım kabullen artık. Herifi gören Tanrı olduğunu anlıyor.
-----------------------

Yoldan geçeni Tanrı yapacak adamlar şehir kuramaz kurmayı dahi düşünemez diyorum.
---------------------------------------

Adamların denizden geldiği gerçeği....
Ayrıca mavi taş dediği şey bayağı iyi olsa gerek, Enki'nin kayıp kitabı'nda da geçiyor..Çok vurgulandı bu.
----------------------------

Tanrılarımızı unutmuş bir insanlık :D Keyif ve zevkli bir yaşam. :D Çok hoş dimi.
--------------------------

Uruk'un keyfi bayağı yerinde...
----------------------------

Bunlar acaba maden ocakları mı diye düşünmüyor değilim....
--------------------------

Güzel sorular değil mi...
-------------------------------

Gemileri karadan ilk yürüten bu durumda Utnapiştim dedemiz olmuyor mu? En azından fikirsel olarak. :D
-------------------------------------------------------

En can alıcı yeri burası.. (İlk başlarda bahsedilen kral listesi doğruymuş) Gılgamış net bir şekilde gerçek, bu destanda yaşadıkları abartılmıştır, tamamen uydurmadır veya tamamen gerçektir önemi yok. Sistemleri ve eserleri belli kayıtları da var.. 8 kralın ömürleri binlerce yıl sürmüş diye kaydedilmiş. Gerçek olmasını düşünmek için daha neye ihtiyaçları var bilmek isterdim doğrusu. Buradaki mevzu Anuların uzaydan gelmeleri de değil, dünyanın başka kıtalarında yaşamış ve gelişmiş insanlar olabileceği de söyleniyor ki fena teori sayılmaz.. Önemli olan şu ki bir şeyler saklanıyor. Saklanan bu şeylerden biri ortalama zekanın üstünde bir zekanın varlığının delilleri. Önemli olan tek şey bu bence..
 

Apotheous

Kara Büyücü
12 Ocak 2020
432
1,146
93
Toparlama yapacak olursak... Zekeriya dayımızın teorisini parçalayalım. Oluşan parçaların çoğu somut bir kanıta dayanmıyor. Bazıları çeviri farklılığı denebilir. Yani herkes mantıklı bir zemine oturtmak için İnanç demiştir, Zekeriya dayım da Gerçek demiştir... Açıkçası gerçekliğinin olduğuna hiç ihtimal veremiyorum artık. Zaten kendisi akademisyenden ziyade spiritüel bir yazar gibi takılmış. Kaldı ki gerçek olsa bugünün dünyası için bize ne ifade eder desek... hiç. Tableti yazdıranların dürüst olup olmadıklarını da bilemeyiz. Yani Enki yazdırdıklarında ne kadar ciddiydi? Ya tamamen manipülasyon yapıyorsası falan var işin... O yüzden o iş yaş o tarafla ilgilenmeye değmez. Asıl soru şu ki bazı şeyleri nasıl biliyorlar? Nükleer bombalar, uçaklar falan filan, hayatın başlangıcına dair fikirleri, güneş sistemi çizimleri gibi bilgileri elde etmelerinin kaç yolu olabilir?
- Gerçekten başka bir ırktan elde etmişlerdir.. Bu durumda ırk daha sonra ne oldu nereye gitti mi kaldı mı? Kaldıysa derdi köleleştirmek mi geliştirmek mi?
- Kendilerinden önceki uygarlıkların kalıntıları ve eserlerinden elde etmişde olabilirler. Bu durumda aynı zamanda efsaneler olarak anlatımla da gelmiştir.
- 3. göz mevzuları gerçektir ve geleceği görüyordurlar. 3. göz açıksa eğer tanrıları bu gözü açık kişiler olabilir. Tabi halktaki herkesin gözü açık değilse.
- Diğer kıtalarda yaşamış ve gelişmiş uygarlıklar denizi aşarak gelmişlerdir. Amerika kıtasında daha tehlikeli antik şeyler var gibi duruyor.

Bu mevzuları araştırma sebebim 3.göz ve yapabilecekleri olduğu için konudan çok uzaklaşmamam lazım. Sorularımı da ona göre oluşturmalıyım.
Mesela yaratım veya oluşumumuzda 3. göze ne gibi işlevler verildi veya ne gibi işlev kazanabildi?
Burada da önemsiz bir soru var, yaratımı veya oluşumu. Şu an için önemsiz çünkü cevabını bulmak için küresel sistemde güçlü en tepelerde olmak gerekiyor gibi duruyor.
3. gözün gücü için bir kaç yol var, beyin dalgaları, meditasyon, inanç, hayat, bilim aklıma gelmeyen yollarda olabilir tabi. Ben konumdan bayağı sapmışım. Geçmişi bilmek iyidir ama şart değil. O yüzden konu kilit.
şöyle şunu da bırakayım, http://etcsl.orinst.ox.ac.uk adamlar çevirip koymuş. Şimdi diyebiliriz ki ya gizliyorlarsa nasıl güveneceğiz bu adamlara illü falan? O tip bir durum varsa zaten kapat kitabı yat uyu Apoth. Ama yiğidi öldür hakkını yeme şu an insanlık için gayet iyi bir dönem. Tamam köle hayatı sürülüyor belki ama kölelerin kendi özgürlükleri var. Haftada en az bir günün günde de 2-3 saati kendinin. Şu an bir köle öldürmekle bir üstün öldürmek aynı cezaları almanı sağlıyor(en azından yasalarda). Hammur abimizin zamanın yasada bile arada 2 katı bir fark varken ortamı düşünmeye bile gerek yok. Kapitalizm her ne kadar sıkıcı da olsa genele güvenli ve konforlu bir yaşam sunuyor. Yani demem o ki değiştirecek olan sana niye bu kadar iyilik yapsın.